Split Fiction İnceleme
Split Fiction, oyun oynamayı neden sevdiğimizi hatırlatan, iki kişilik macera oyunlarının sınırlarını zorlayan ve Hazelight’ın yaratıcılığını bir kez daha gösteren çok özel bir yapım.
Benim gibi orta yaşlı oyuncuların son yıllarda sıkça “Oyun yok, oyun!” diye homurdandığını duyarsınız. Eskiye kıyasla daha fazla oyun üretiliyor; piyasada ne oynamaya ne de bitirmeye vaktimizin yetmeyeceği kadar çok yapım var. Ama yine de "oyun yok" diye dert yanıyoruz.
Aslında tam olarak ne istediğimizi ve hislerimizi iyi ifade edemiyoruz arkadaşlar. Esas mesele bu. Yoksa yakın yıllarda çıkan oyunlar arasında eşsiz nitelikte işler mevcut. Artık görüp geçirmiş, doygunluğa ulaşmış bünyelerimiz, tutan formüllerin tekrar tekrar uygulandığı oyunlara pek katlanamıyor sadece.
O yüzden Split Fiction'ın duyurusu beni pek de heyecanlandırmamıştı.
2013’te BSC’de yayınlanan incelememi hatırlayanlarınız, aramızda kadim dönemlerden kalma okuyucular olacaktır. İlk andan itibaren Josef Fares’in yaptığı oyunları büyük ilgiyle takip ediyorum; çünkü imza attığı işler şahsına münhasır.
İlk oyununun ardından co-op oynanışa odaklandığı A Way Out ve peşinden gelen It Takes Two ’da da film yönetmenliğinden oyun yönetmenliğine transfer olan Josef Fares’ın kamera tecrübesini video oyun dünyasında nasıl kullandığına büyük bir keyifle eşlik ettik.
Ama oynanış olarak benzer temalarla gelen iki başarılı oyunun ardından bir kez daha co-op bir maceraya atılma fikri beni çok açmadı. Beklentim elbette düşük değildi tabii ama az önce söylediğim gibi, benzer formüllerin kullanılması fikri işte…
Fakaaaaat! Yanılmışım. Ve yanılmış olmaktan memnunum.
Split Fiction Nasıl Bir Oyun?
Split Fiction, tıpkı A Way Out ve It Takes Two gibi, oyunu bir kişinin satın alıp iki kişinin oynayabildiği bir co-op macera. İster çevrim içi ister yan yana oynanabilen yapımda ne yazık ki Türkçe dil desteği yok. Ama gelişen yapay zekâ sayesinde kısa sürede bir Türkçe yama geleceğini düşünüyorum. Değilse bile oyunun öyle ağır bir İngilizcesi yok. Dil konusu oyunu tecrübe etmekten alıkoymasın sizi.
Split Fiction’ı PC’de, Steam platformunda bitirdim. Çevrim içi oynamak isterseniz ister Steam ister EA sunucularından birini tercih edebiliyorsunuz.
Yeri gelmişken; Steam’in dev yayıncıları dize getirmesi bir benim mi hoşuma gidiyor? Hepsi kuzu kuzu Steam’e geri döndü…
Hikâye, bir şirketin yazarların zihinlerini okuyarak hayalini kurdukları, yazıp çizdikleri kurgusal dünyaları gerçeğe çeviren simülasyonu test süreciyle başlıyor.
Beklenmedik bir kaza oluyor ve hop! Biri bilimkurgu, diğeri fantastik kurguyla ilgilenen iki hanım kızımızın kurgusal evrenleri birbirine giriyor. Artık ikili, kurgudan kurguya atlayarak içine hapsoldukları bu durumdan kurtulmak zorunda.
Hikâye detaylarını çok irdelemeyeceğim ama kısaca bir değerlendirme yapayım. Josef Fares’in diğer oyunları arasında hikâyenin beni en az çektiği oyun Split Fiction. Bakın, kötü demiyorum. Kötü değil ama Fares’in oyunlarını sıralamaya koysam en sonda yer alır.
Aslında her şey yerli yerinde: Tıpkı evrenleri gibi karakterleri de birbirine zıt kahramanlar, eğlenceli diyaloglar, biraz hüzün, bolca aksiyon ve enfes bir sunum.
Ama Split Fiction, sadece isim olarak tanıdığımız karakterlerin üzerindeki gizemi sıkı tutmuyor. Onların gerçekte kim olduklarını, neden böyle kişiliklere ve evrenlere sahip olduklarını merak etmemiz konusunda elini açık ediyor. Daha önce defalarca işlenmiş bir konsept olduğu için konunun nereye gittiğini az çok kestirebiliyorsunuz.

Karakterlerin motivasyonları da netleşince gerisi çorap söküğü gibi geliyor ve hikâye ilgi çekiciliğini yitiriyor.
Brothers: A Tale of Two Sons’da iki kardeşin babalarına şifa yetiştirme öyküsü, sonuna kadar tutuyordu sizi macerada.
A Way Out iki kaçağın nasıl bir sonun beklediğine odaklanıyordu.
It Taked Two ise parçalanmış bir evliliğin ortasında kalan bir çocuğun endişesini taşıtıyordu bize oyun sonuna kadar.
Split Fiction, bu üç oyunun aksine, oyunun bir kısmından sonra bu tempolu maceranın nereye varacağı ve bizi nasıl bir sonun beklediğine dair çok fazla soru işareti bırakmıyor.
Tahmin edilebilir bir hikâyeye sahip olması Split Fiction’ı tabii ki kötü bir oyun yapmıyor. Karakterlerin sırları yavaş yavaş açığa çıkarken coşkuyu ve hüznü peş peşe yaşamak, Split Fiction’ın elini güçlendiren yanlarından biri. Ama Fares’in imzasını taşıyan oyunlar arasında bu macera hikaye olarak benim için en alt sırada.
Hızlı biçimde başlayan ve tempolu ilerleyen hikâyede, henüz giriş dakikalarından itibaren kahramanlarımızın zıtlıkları çok hoş betimlenmiş. Mesela ilk dakikada başlayan bu sahnede asansör iskeleti, karakterler arasına set çekerek; oldukça neşeli ve konuşkan olan Zoe ile somurtkan, yakın ilişki kurma konusunda hiç hevesli olmayan Mio’yu farklı köşelere konumlandırarak oyuncularla tanıştırıyor.

Çoğu zaman farklı kamera açılarından takip ettiğimiz macera, mola noktalarında göze hoş gelen bir geçişle bir araya geliyor mesela.
Oynanış ve sunumun bir araya geldiği anlar için de nefis geçişler eklenmiş. Bir an soluklanıp hayran hayran ekrana bakakalıyorsunuz.
Split Fiction, kimi yerlerde şiddet dozajını artırarak beni şaşırttı. Fares genelde bu tarz öğelerden uzak durur; o yüzden bu bana ilginç geldi. Belki de gelecek projeler için ufak denemeler diyebiliriz…
Hazelight ekibi ara ara diğer oyunlara selam çakmayı da ihmal etmemiş. Donkey Kong'dan Battletoads'a kadar geçmişten günümüze güzel göndermelere sahip.
Ortalama 12–13 saat kadar süren hikâyede sunumun en çok durağanlaştığı yerler, yaşanan aksaklık nedeniyle tüm bir projenin çöpe gideceğinden korkan şirket yetkililerinin sahneleri. Ama bu sahneler neyse ki çekilmeyecek kadar uzun tutulmamış. Nihayetinde kahramanlarımız kurgudan kurguya zıplarken, dış dünyada da devam eden olayların anlatılması lazım.
Split Fiction, Hazelight’ın grafik yoğunluğu en yüksek oyunu. Özellikle aksiyonun derece atladığı bilimkurgu bölümlerinde görsellik çok çarpıcı biçimde öne çıkmış.
İlerleyişle birlikte değişen kurguyla renk paleti, atmosferi ve duruşu da değişen Split Fiction; ışık, partikül efektleri, patlamalar, kıvılcımlar, nesne yoğunluğu ve ışık yansımaları konusunda göz doldurucu bir iş çıkarmış.
Animasyonlar çoğunlukla oturaklı ve oyunun temposuna uygun bir akıcılıkla gerçekleşiyor.
Bazen es geçilmiş ufak tefek detaylar gözüme çarptı. Mesela yağmurlu ara sahnede çevre ve kuşanılan zırhlar yağmur damlalarından nasibini alırken karakterlerin yüzünde bir ıslaklık emaresi görünmüyor. Ya da bir kum canavarları kumdan çıkarken tozu dumana katma konusunda istediğim tatmin ediciliği vermiyordu.
Ayrıntıya girdiğinizde fark edilebilecek bu gibi detayları bir kenara bırakırsak Split Fiction, görselliğiyle göz kamaştıran ve ufuk açan bir oyun.

Oynanış olarak It Takes Two’nun formülünü çok daha tempolu şekilde kullanan bir macera olmuş Split Fiction.
Karakter hareket yetenekleri benzer: Koşma, çift zıplama ve dash yapma. İlerleyişle birlikte kullanacağınız tüm yeni oynanış unsurları bu temel hareket sistemi üzerine kurulmuş.
It Takes Two, bazı bölümlerde durağanlaşan, sonlara doğru sihrini biraz yitiren bir oyundu. Bitse de gitsek hâline geçiriyordu insanı. Hazelight da bunun farkına varmış olmalı ki bu kez ritim çok daha iyi dengelenmiş.
Üstelik sonlara doğru yaptığı hamlelerle, oyunun başında yaşadığınız heyecanı oyun sonunda da hissettiren dokunuşlara sahip.
A Way Out ve It Takes Two’da olduğu gibi Split Fiction, kimi zaman farklı, kimi zaman tek kamera açısında; bazen ayrı ayrı ama çoğu zaman birlikte hareket etmeyi gerektiren bir ilerleyişe sahip.
Pacific Rim filmini hatırlıyorsunuz değil mi? Orada pilotlar zihinsel olarak birbirleriyle senkron olduklarında mekiği tam performansla kullanabiliyorlardı. Ya da öyle bir şey işte. Split Fiction bana yer yer Pacific Rim’in bu kuralını hatırlattı.
Sanki simultane biçimde hareket ederek bir robotu hareket ettiriyormuşsunuz gibi tüm bir oyun.
Partnerinizle diyalog hâlinde olmalı; bazen hareketleriniz senkron ve ritmik, bazen birbirinizin kamera açılarını gözeterek, bazen sadece sakin ve dingin, bazen herkesin kendi başının çaresine bakması gereken, bazen karakterlerin kendine has yetenekleriyle kendi görevini keyifle yerine getirdikleri ama en çok da tarafların birbirini hep düşündükleri, düşünmek zorunda kaldıkları bir oyun alanı burası.
Bir bakmışsınız iki boyutlu bir platform oyunu, bir an bir shoot ’em up, sonra bir ritim oyunu. Bazen yarışıyorsunuz, bazense fizik tabanlı ufak engelleri aşıyor ya da keyifli bulmacaları çözüyorsunuz.
Elini attığı her türün hakkını vermiş Split Fiction. Sadece kamera açıları ve temasıyla değişkenlik göstererek göz boyamaya, “Bak, ne kadar zengin içerik yaptık size!” diye kandırmaya çalışmıyor. Oyunun en sevdiğim yanı, bulduğu eğlenceli formülü, yani oynanışta uyguladığınız şeyleri ve mekanikleri baygınlık geçirtene kadar tekrar tekrar kullandırmıyor oluşu.
“Aaaa, ne eğlenceli!” dediğiniz şey bazen o bölümün küçük bir parçası oluyor ve biraz sonra başka bir yöntemle ilerlemeye devam ediyorsunuz. Yani ekranda gördüğünüz tüm bu curcuna ucuz bir illüzyon gibi hissettirmiyor. Oynanış ve bölüm tasarımları çok bariz, hummalı bir çalışmanın eseri ve yaptığınız şeyin tadını alıyorsunuz.
Tabii ki temponun yavaşladığı, ilerleyişin sakinleştiği, bazen oyunun kendini saldığı, “Eee, hadi abi, aksın biraz!” dedirten bölümler var. Dediğim gibi, bunda hikâyenin tahmin edilebilir oluşunun da bir payı var ama 12–13 saatlik bir maratonda bu tempo düşüşü kabul edilebilir, normal bir durum.
Bazen aynı rotadan, aynı yöntemlerle ilerleseler de genellikle her iki oyuncu için iki farklı tecrübe sunmayı hedeflemiş ve bu hedefi tutturmuş Hazelight. Biri balık olup suda platformu yönlendirirken, diğeri hem sudan hem de çevredeki tehlikelerden sakınıyor. Biri öne atılıp düşmanı oyalarken, diğeri tuzağı kuruyor. Oyuncuya atanan renge göre kilitli kapalı yollar açılıyor. Biri platformu kontrol ederken, diğeri bossun kafasına atlıyor. Oyun alanı bir anda bir tarafın kolları, diğer tarafın topu yönlendirdiği pinball’a dönüyor vesaire.

Split Fiction, her iki karakterle iki kez bitirilmeye layık bir oyun bu hâliyle. Bir sahne var; yoğun aksiyon sırasında telefondan hesabımızı onaylamak için kamerayı açıp yüzümüzü taratmaya, CAPTCHA girmeye, tuşlara doğru basmaya çalışıyoruz. Son yıllarda bir oyunda gördüğüm en eğlenceli şeylerden biriydi.
Buna benzer biçimde, hiç beklemediğiniz değişimler ve etkileşimlere sahip Split Fiction. Keyfinizi kaçırmamak için daha fazla detaya girmiyorum.
Yan hikâyeler, ilerleyişi tekdüzeliğe düşmekten korumak, ritmin yavaşladığı anlarda heyecan ateşini yeniden alevlendirerek oyun üzerindeki dikkatlerin tazelenmesini sağlamak gibi önemli bir misyon edinmiş.
Bilimkurgu bölümlerinde fantastik, fantastik bölümlerde bilimkurgu temalı yan görevler giriyor araya. It Takes Two’nun basit mini oyunlarından farklı olarak bunlar, ana hikâyeye dair bağlar da taşıyabilen görevler ve edindiği misyonu da önemli ölçüde tamamlamayı başarıyor.
Oynanış olarak mekanik anlamda “sorun” diye adlandırabileceğim tek şey, bazen iki karakterin aynı karede ilerlemesini gerektiren uzak açılı sahnelerde karakterleri birbirinden ayırt etme zorluğu. Çok karambole dönüyor bu sahneler…
Bilimkurgu bölümleri, fantastik bölümlere nazaran baskın hissettiriyor. Yüzdeye vursam sanki esas olay %60 bilimkurgu bölümlerinde gibi.
Fantastik bölümlerin de coştuğu anlar var ama genelde bu bölümler daha sakin. Çeşitliliğin bilimkurgu bölümlerine kıyasla daha az olduğu tarafı oyunun.

KARAR
Girişte video oyun dünyasının neden yavan hissettirdiğinden bahsetmiştim. Üstelik yakın dönemde çıkan bunca oyuna rağmen.
Suni biçimde sündürülen, bıkkınlık getiren onca oyun arasında Split Fiction, “Neden oyun oynuyorum, bir kere geldiğimiz hayatta neden buna zaman harcıyorum?” sorusuna verebileceğim en güzel yanıtlardan birisi.
Renkli, coşkulu, muzip; oyun partnerinizle birlikte gülüp eğlendiğiniz, canhıraş çığlıklar ve şen kahkahalar eşliğinde bitireceğiniz nefis bir video oyunu.
Hikâye konusunda olmasa da oynanış olarak Josef Fares ve ekibinin elinden çıkmış en iyi iş. Co-op oyunlar için bir milat sayılabilecek Split Fiction, bu tür oyunlarda yeni bir çıta.
Eşiniz, dostunuz, ana babanız, kardeşiniz, çocuklarınız; olmadı, yoldan geçen birini çevirip bu maceraya mutlaka çıkmalısınız…
Split Fiction, oyun oynamayı neden sevdiğimizi hatırlatan, iki kişilik macera oyunlarının sınırlarını zorlayan ve Hazelight’ın yaratıcılığını bir kez daha gösteren çok özel bir yapım.

