Call of Duty: Modern Warfare 4 İnceleme
Call of Duty: Modern Warfare 4, yeniden başlatılan Modern Warfare hikayesini sinematik sahneler ve yüksek tempolu çatışmalarla sonlandırıyor.
Call of Duty serisi, özellikle hikaye tarafında inişli çıkışlı bir grafik izliyor. Bunu görmek için son yıllarda yaşanan tartışmalara bakmak bile yeterli. Benim tarafımda ise durum biraz farklı. 10 yılı aşkın bir süredir hikaye modunu hiç oynamadım. Arada çok oyunculu modlarını denediğim oldu ama hikaye tarafında sanırım en son Black Ops 3'ü oynamıştım. Doğal olarak son yıllarda tepetaklak gittiğini düşündüğüm seri, benim hafızamda biraz daha güzel anılara sahip.
Pripyat'ta kuru otların arasında ilerlediğim, Rio'da çatılarda koştuğum, Shipment haritasında P90 ile yargı dağıttığım anlar geliyor aklıma. Call of Duty benim için biraz da bu anılardan ibaret. Dolayısıyla serinin yeni oyunlarına yaklaşımım, her sene çıkan yapımları yakından takip eden bir oyuncudan biraz farklı olabilir.
Serinin sevilen Modern Warfare hikayesi 2019'da yeniden başlatılmıştı. Modern Warfare 4 ise bu anlatının son halkası olarak karşımıza çıkıyor. İlk yorumların olumlu olmasıyla ben de uzun bir aradan sonra hikaye moduna yeniden göz atmak istedim. Peki, yıllar sonra Call of Duty oynamak nasıl bir deneyim oldu?
Modern Warfare 4 inceleme
Modern Warfare serisi, Captain Price ve artık ikonik hale gelen Task Force 141 ekibinin hikayesini anlatıyor. 2019'da başlayan yeni üçlemenin devam oyunlarıyla şekillenen anlatısı, Modern Warfare 4'te daha geniş bir çatışmanın içine giriyor. Kuzey Kore'nin Güney Kore'yi işgaliyle büyüyen olaylar, bir yandan yeni karakterlerin mücadelesini ön plana çıkarırken diğer yandan Price'ın Makarov'u durdurmaya yönelik takibini sürdürüyor.
Ben genel hatlarıyla anlatılan hikayeyi ve olayların farklı karakterlerin bakış açılarından aktarılmasını sevdim. Bu yaklaşım, tek bir karakterin etrafında dönüp duran bir anlatı yerine çatışmanın farklı taraflarını görmemizi sağlıyor. Üstelik bana serinin eski oyunlarını da fazlasıyla anımsattı. Farklı görevler, karakterler ve çatışmalar arasında kurulan bağlantılar, hikayenin temposunu canlı tutuyor.

Elbette anlatının merkezinde yine Captain Price var. Bu oyunda Price'ı biraz daha karanlık, hedefe kilitlendiğinde kendi yöntemlerini uygulamaktan çekinmeyen bir karakter olarak görüyoruz. Özünde Hollywood filmlerinden aşina olduğumuz türden bir kahraman profili var. Buna rağmen karakterin oyuna yansıması bence olumlu. Price'ın tavrı, hikayenin sert tonuyla örtüşüyor ve yaşananların ağırlığını hissettirmenize yardımcı oluyor.
Hikayenin genelinden ve tonundan keyif aldım. Ama final tarafı biraz havada kalmış. Tatmin edici değil ve pat diye bitiyor. Bunun sebebi de hikayenin hem DMZ modu hem de farklı şekillerde devam edecek olması.
Modern Warfare 4'ün oynanışı büyük ölçüde serinin alışıldık çizgisinde ilerliyor. Görevlerin önemli bir kısmında belirlenen rotayı takip ediyor, düşmanları temizliyor ve bir sonraki sinematik sahneye doğru koşturuyorsunuz. Bu yapı, Call of Duty'nin yıllardır iyi yaptığı şeylerden biri.
Çizgisel yapı bazen fazla ileri gidiyor
Ancak oyunun çizgisel yapısı zaman zaman gereğinden fazla kısıtlayıcı hale geliyor. Hatta bazı bölümlerde kafanızı çevirmenize bile izin verilmemiş. Belirlenen rotadan birazcık uzaklaşmanız, kırmızı ekranla karşılaşmanıza sebep oluyor. Kovalama sahnelerinde bu yaklaşımı anlayabiliyorum. Çünkü bu tür sekansların belirli bir ritmi ve akışı olması gerekiyor. Fakat daha geniş hareket alanı sunulabilecek görevlerde de benzer kısıtlamalarla karşılaşmak çok can sıkıcı.

Neyse ki görevlerin temposu genel olarak iyi ayarlanmış. Birkaç bölüm dışında oyun boyunca aksiyonun ritminden memnun kaldım. Serinin temel formülü burada da çalışıyor: Uzun süre aynı yerde beklemeden, bir çatışmadan diğerine geçiyosunuz. Asıl sorun, bu formülün dışına çıkmaya çalışan görevlerde başlıyor.
Açık dünya bölümü ne kadar gerekli?
Oyunun temposunu sekteye uğratan bölümlerden ilki, açık alanlarda serbestçe dolaşabildiğiniz görev. Bir noktada oyun sizi daha geniş bir haritaya bırakıyor ve belirli sayıda ana görevi tamamlamanızı istiyor. Bu görevleri dilediğiniz sırayla yapabiliyor, çevreyi keşfedebiliyor ve mühimmat toplayarak yeni silahların ya da ekipmanların kilidini açabiliyorsunuz.
İlk bakışta kulağa fena gelmiyor. Oyuncuya hareket alanı tanıyan, görevleri kendi oyun tarzına göre tamamlama imkanı sunan bir sistemden söz ediyoruz. Ancak uygulamada bu yapının etkisi çok çabuk azalıyor. Çünkü topladığınız ekipmanların ve açtığınız silahların görevleri tamamlama konusunda yarattığı fark, çok belirgin değil. Elinizdeki en temel silahlarla bile çatışmaların üstesinden kolayca gelebiliyorsunuz.

Tüm oyun bu yapı üzerine kurulmadığı için, sistem kaçak kat çıkmaya benzemiş. Ben bir süre sonra sıkılmaya başladım. Neyse ki imdadıma hızlı seyahat sistemi yetişti. Ana görevlere doğrudan geçebilmek, gereksiz yere haritada dolaşmak istemeyenler için iyi bir çözüm.
Dediğim gibi bu bölüm oyunun geri kalanıyla tam olarak uyuşmuyor ve hikayeden uzaklaşmanıza neden oluyor. Tamamen bu sistem üzerine kurulu bir oyun olsaydı, ekipman toplama ve keşif mekanikleri daha anlamlı hale gelebilirdi.
Gizlilik görevi neden bu kadar zayıf?
Beğenmediğim diğer bölüm ise gizlilik üzerine kurulu görev oldu. Hatta bu görev hiç olmasaydı daha iyi olurmuş. Sorun gizlilik mekaniklerinin varlığı değil. Call of Duty geçmişte bu tür görevlerle oldukça başarılı anlara imza attı. Gece görüş gözlüğümüzü takıp düşmanların arasından sessizce ilerlediğimiz bölümler, serinin akılda kalan sekansları arasında yer alıyor. Burada ise görev tasarımı sorunlu.

Üstelik hikayenin ilgi çekici bir dönüş yaptığı noktaların arasına yerleştirildiği için tempo üzerindeki etkisi daha da belirginleşiyor. Bu oyunda hiç yapay zeka beklentim olmadı ama bu bölüm bu sorunu gözünüze gözünüze sokuyor. Gerilim yaratması gereken bu bölüm, aksine sıkılmanıze ve bitse de gitsek demenize sebep oluyor.
Silah kullanımı ve çatışmalar hâlâ keyifli
Oynanışın diğer taraflarında ise serinin alışıldık güçlü yönleri kendini göstermiş. Silahların kullanım hissini sevdim. Çatışmalar tatmin edici. Serinin bu konuda yıllardır oturmuş bir formülü var ve bu oyunda da bu çizgiyi korunmuş. Saçmalamayan bir hikaye ile daha derli toplu hale gelmiş.
Siper sistemi de oyunda yer alıyor ancak normal zorluk seviyesinde oynarken bu mekaniği kullanma ihtiyacı pek hissetmedim. Çatışmaların akışı, çoğu zaman doğrudan ilerleyip düşmanları etkisiz hale getirmenize izin veriyor.

Gece görüş gözlüğü taktığımız ve daha taktiksel ilerlediğimiz bölümler de genel olarak hoşuma gitti. Bu tarz görevler, sürekli çatışmaya girdiğimiz sekansların arasına farklı bir ritim yerleştiriyor. Elbette az önce bahsettiğim gizlilik bölümü bunun iyi bir örneği değil. Ancak doğru kurgulandığında, daha kontrollü ilerlediğimiz görevlerin Call of Duty deneyimine katkı sağladığını düşünüyorum.
Modern Warfare 4 yenilik sunuyor mu?
Oyuna genel olarak baktığımızda, oynanış tarafında devrim niteliğinde yenilikler sunmadığını söyleyebilirim. Modern Warfare 4, alışılmış Call of Duty formülünü temelden değiştirmek yerine hikayeye, karakterler arasındaki ilişkilere ve sinematik anlatıma ağırlık veriyor. Bu tercih, özellikle serinin hikaye tarafını seven oyuncular için olumlu sonuçlar doğuruyor.
Ancak burada ince bir denge var. Sinematik anlatımın ve yüksek tempolu çatışmaların işe yaraması için görev tasarımının da bunları desteklemesi gerek. Ana hikayeye hizmet eden görevlerde bu dengeyi yakalıyor. Hikayeden uzaklaşan görevler ise ‘oyunun süresini uzatmamız lazım’ hissiyatına sahip.
Karar
Call of Duty: Modern Warfare 4, oynanışta büyük yenilikler sunmayan ancak serinin hikaye tarafını seven oyunculara hitap edebilecek bir yapım. Benim açımdan uzun bir aradan sonra seriye dönmek, genel olarak kafa dağıtmalık ve keyifli bir deneyim oldu. Zaman zaman sıkıldığım bölümler olsa da hikayenin büyük kısmından keyif aldım.

Özellikle farklı karakterlerin bakış açılarından ilerleyen anlatım, açılış bölümleri ve sinematik sahneler oyunun güçlü yanları arasında yer alıyor. Modern Warfare 4'ün en büyük sorunu, yeni bir şeyler denediği anlarda bu fikirleri yeterince iyi uygulayamaması.
Eğer seriye uzun süre ara verdiyseniz Modern Warfare 4 size oldukça keyifli gelebilir. Öte yandan her sene bir Call of Duty oyunu oynasaydım aynı şeyleri düşünür müydüm, emin değilim. Çünkü bazı anlarda gerçekten de “Ben bunu 15-20 yıl önce de oynadım” hissinden kurtulamadım. Bu durum tek başına oyunun kötü olduğu anlamına gelmiyor. Fakat serinin temel oynanış formülünü bu kadar uzun süredir koruması, oyunların yenilikçi olmasının önüne geçiyor.
Sonuç olarak ben oyunu bitirdiğimde genel olarak memnun kaldım ama Call of Duty'nin gelecekte bu tanıdık formülün ötesine nasıl geçeceğini de çok merak ediyorum.

