Saros İnceleme
Finlandiya merkezli Housemarque tarafından geliştirilen ve PS5'e özel olarak yayımlanan bilim kurgu aksiyon oyunu Saros, bizi bir kez daha büyük bir döngünün içerisine sokuyor.
Saros bildiği işten şaşmayan Housemarqe’ın yeni oyunu. Stardust, Resogun gibi oyunlara imza atan ekip en son Returnal ile karşımıza çıkmıştı. Saros aslında bu oyun ile çok benzer bir yapıya sahip. Ama save sistemi dahil olmak üzere çoğunluğun eleştirdiği noktaları bu yeni oyunda şahane törpülemişler. Saros genel olarak Returnal’ın izinden gidiyor ama tam olarak aynı yolda ilerlemiyor. Daha güçlü bir hikayeye, daha iyi bir aksiyona ve daha derli toplu bir oynanışa sahip.
Saros İnceleme
Oyunu açtığınızda aslında baya bir kafanız karışıyor ve sadece birkaç cümle açıklama ile sizi Carcosa isimli bir gezege bırakıyor. oyunda Alien filmlerindeki Weyland-Yutani’ye benzetebileceğimiz Soltari isimli bir şirket var. Bu şirket Corcosa gezegeninde Lusinayt adlı bir kaynak keşfediyor ve buraya koloni grupları gönderiyor.
Biz de buraya gelen 4. grubun, yani Echolon 4’ün bir üyesi olan Arjun Devraj’ı kontrol ediyoruz. Daha önce gelen üç grup ile irtibat tamamen kopmuş. Amacımız iletişimin tamamen kesildiği Echolon ekiplerine ne olduğunu anlamak. Arjun bir yandan da Echolon 1 ile buraya gelen sevgilisini arıyor. Kişisel bir amacı da var ama çok geçmeden klişe bir hikayeden çok daha fazlası olduğunu anlıyorsunuz.
Dediğim gibi Saros’un hikayesi pat diye başlıyor ama yavaş yavaş yerini gerilimin tırmandığı bir hadiseye bırakıyor. Kayıp koloni üyeleri, ekip içerisindeki çatışmalar, zamanla aklını yitiren karakterler ve tüm bunların ortasında ölümden dönüp bir döngüye sıkışan karakteriniz.. Ne oluyor, ne bitiyor diye anlamaya çalışırken bir yandan da oyunun dünyasında kaybolmaya başlıyorsunuz.

Saros’un dünyası ve hikayesi Returnal’a göre çok daha iyi bir seviyede. Özellikle dünya tasarımına bayıldım. Burada yaşayan medeniyetin kalıntıları, biyomekanik tasarımlar acayip hoşuma gitti. Alien dünyasından fırlamış gibi gözüken mekanlar var. H.R Giger’ın tasarımlarının yanı sıra Solaris gibi eserlerden esinlenmiş gibi duruyor. Ekibin asıl ilham kaynağı ise Robert W. Chambers’ın Sarı Kral kitabı. Bu kitabı okuma şansım olmadı ama oyundan sonra baya bir merak ettiğimi söylemem gerek. Fırsat bulursam kesinlikle bakacağım.
Returnal’da her döngüde baştan başladığımız bir sistem vardı. Saros ise aslında kendi içerisinde farklı döngülere sahip olan bir oyun. Returnal kadar çizgisel değil, kilidini açarsanız dilediğiniz biyoma tekrar dönebiliyorsunuz. Yine her öldüğümüzde başa sarıyoruz ama oyun size hem kalıcı özellikler veriyor hem de biyom seçimi ile işleyişi biraz daha oynanabilir kılıyor.

Öncelikle artık bir yetenek ağacına sahibiz. Burada ilerlemek için oyun içerisinde başta Lucenite (Lusinayt) olmak üzere toplamamız gereken farklı kaynaklar var. Yani ne kadar döngüye girerseniz oyun sizi o kadar ödüllendiriyor. Zaten toplanabilir eşyalar ile birlikte bazen geçseniz bile aynı biyomu tekrar tekrar oynamak istiyorsunuz.
Tabi her döngüde harita yapısının değişmesi bu noktada oynanışı destekleyen bir unsur oluyor. Ayrıca farklı silahlara sahip oluyoruz. Harita değişimi ölçek anlamında Returnal kadar farklı değil. Bunun yerine belli görevleri yerine getirdiğimiz ve zaman zaman geri döndüğümüz bir yapı inşa edilmiş. Silahlarda ise tabanca, makineli, pompalı gibi silahların yanı sıra oyunun dünyasına özel birkaç yaratıcı silaha da yer verilmiş. Üstelik her silahın birkaç farklı varyasyonunun olması çeşitliliği arttırıyor.
Silahlarımız dışında kalkan ve ilerledikçe kazandığımız bazı özelliklere de sahibiz. Ayrıca Arjun, Selena’nın aksine daha agresif bir oynanışa sahip. Hatta rakipten gelen mermilerden kaçındığı gibi onları düşmana karşı da kullanabiliyor. Oynanış sistemine alıştığınızda oyun çok daha akıcı bir yapıya bürünüyor.
Oyundaki biyom çeşitliliği ise mümkün olduğunca farklı tutulmuş. Yıkılmış bir medeniyetin kalıntıları, bataklıklar, çöller, endüstri izleri taşıyan yeraltı şehirleri.. Atmosfer olarak oyun gerçekten çok başarılı.
Tabi Returnal kadar olmasa da türün getirisi olarak şans faktörü yine önemli. Eğer iyi bir build kurarsanız ve iyi bir silah bulursanız çok daha kolay ilerleyebiliyorsunuz. Mesela bir biyomda defalarca boss’a kadar geldim ama geçemedim. Çünkü iyi bir silah denk gelmedi. 6-7 tur oynamışımdır. Sonra sık kullandığım bir silahı bulduğumda turu tek seferde geçtim. Burda biraz sizin tarzını da ön plana çıkıyor.
Şans faktörüne rağmen oyunun değişen bu yapısı Returnal’daki eleştirileri bertaraf etmiş. Oyundaki her biyomu kendi içerisinde bir oyun olarak düşüne bilirsiniz. Her biyomu tek seferde geçmeniz gerekiyor ama kilidini açınca tekrar geri dönebiliyorsunuz. Yine oyunu istediğiniz zaman durdurabilmeniz de büyük bir kolaylık sağlamış.

Oyunda seslendirme anlamında yan karakterler biraz silik kalsa da Arjun işi sırtlanmmış. Zaten ana karakterin çok ön planda olduğu bir oyun. Rahull Kohli’yi Mike Flanagan’ın yapımlarında çok sevmiştim. hem Gece yarısı Ayini’nde hem de Usher Evinin Çöküşü’nde iyi bir performans sergilemişti. Bu oyunda da parmakla gösterilmese de yine güzeli bir performansa imza atmış.
Son olarak dualsense özelliklerinden de bahsedelim. returnal bu konuda zaten çok iyi bir örnek olmuştu. Housemarque yeni oyunda işi iyice abartmış. Silahlardan tutun da adımlarınıza kadar tüm efektleri kontrolcüde hissediyorsunuz. Hem uyarlanabilir tetik hem de haptik geri bildirim çok iyi kullanılmış. Açıkçası oyunu başka bir kontrolcü ile oynamayı hayal bile edemiyorum.
Tabi bu özellik dışında Haptic Feedback (Dokunsal geribildirim) özelliği de çok tatlı bir şekilde kullanılmış. Karakterinizin her hareketi titreşim olarak size geri dönüyor. ya da bir portala girdiğinizde DualSense'in ona göre titrediğini hissediyorsunuz. Silahlara ve atış tarzlarına göre farklı titreşimler de söz konusu. Benim bu konuda en sevdiğim nokta ise yağmur efekti oldu. Çünkü oyundaki yağmurlu bölgelerde yağmur damlalarının tek tek titreşim oalrak geri döndüğünü hissediyorsunuz. Bu dediğim gibi ufak ama oyunun bütünlüğüne müthiş bir katkı sağlayan bir durum olmuş.

Açıkçası ben Returnal’ın zorlu yapısını da sevmiştim. Oyunu bitirince ayrı bir haz vermişti. Bunda o kadar zorlayıcı bir yapı yok ama yine de oyunun kolay olduğunu söyleyemem. Bazı bölümlerde fena takılıyorsunuz ve geriye gidip karakterinizi geliştirmeniz gerekiyor.
Sonuç olarak Saros gerçekten oynaması keyifli bir oyun. Tur bazlı olduğu için ‘açıp bi tur oynıyım’ demeye de, saatlerce başında takılıp ilerlemeye çalışmaya da müsait bir yapısı var. Tabi tür ve oynanış olarak çok farklı hissettirmyor ama eğer Returnal’ı sevdiyseniz bu oyunun daha iyi olduğunu söyleyebilirim. Türü sevmiyorsanız bile aksiyon yapısından ötürü bir şans verebilirsiniz.

