Onimusha: Way of the Sword PS5 İncelemesi
Onimusha: Way of the Sword, serinin klasik yapısını modern bir oynanış anlayışıyla yeniden yorumluyor. Miyamoto Musashi’nin Genma’larla mücadelesine konuk olduğumuz oyunda kılıç dövüşleri, ruh emme mekanikleri ve keşif bir araya geliyor.
Samuraylı Resident Evil oyunu olarak yola çıkan Onimusha serisini, 4.oyunu saymazsak çok seviyorum. Bana hem çocukluğumu, hem de PS2 gibi oyun dünyasının altın çağında bile ön plana çıkmasıyla, ne kadar eğlenceli bir seri olduğunu hatırlatıyor. Bu nedenle Capcom, 20 yıl sonra yeni oyunun duyurusunu patlattığında gerçekten aşırı sevinmiştim.
Onimusha: Way of the Sword İnceleme
Onimusha: Way of the Sword, aradan bu kadar zaman geçince kabuk değiştiren bir oyuna dönüşmüş. Serinin klasik yapısından önemli ölçüde uzaklaşan, modern aksiyon oyunlarının dinamiklerini benimseyen, bunu yaparken serinin kendine özgü Japon tarihini, mitolojisini ve yaratık tasarımlarını korumayı başaran bir yapım.
Yeni Onismusha duyurulduğunda açıkçası Souls türüne yaklaşacak diye çok korkmuştum. Neyse ki öyle olmamış. Dövüşler ne DMC kadar hızlı, ne de Souls oyunları kadar yavaş. Oyunun zaten en güçlü tarafı da şüphesiz bu savaş sistemi. Hatta Sekiro’dan sonra kılıç dövüşü anlamında beni en çok tatmin eden oyunlardan biri oldu diyebilirim. Özellikle tansiyonu yüksek boss savaşları gerçekten muazzam. Tabi artılarına rağmen oyunun sevmediğim bazı tercihleri de var ama önce bi hikayesine bakalım.
Oyunun merkezinde Miyamoto Musashi bulunuyor. Tam böyle Shounen animelerden fırlamış bir karakter olarak resmedilmiş. Duygularını göstermekten çekinmeyen, zaman zaman komik ama yeri geldiğinde de ciddileşen bir karakter. Musashi’yi gerçekten çok sevdim. Hikayenin başında Oni eldivenine sahip oluyor ama diğer karakterlerin aksine onu istemiyor. Bu güçlere sahip olmayı bir kılıç ustası için doğru bulmuyor. Bir samurayın sadece kendi yeteneklerine güvenmesi gerektiğini savunuyor. Ama hikayede Oni güçlerine mecbur kalması, bu güçleri kullanımıyla ilgili düştüğü ikilemler çok iyi işlenmiş. Sadece seri için değil, bence oyun dünyasında da hatırlanacak bir karakter portresi çizilmiş.
Tabi başta da belirttiğim gibi hikaye mitoloji, gerçek karakterler ve olaylardan besleniyor. Ana seride karşımıza çıkan Samanosuke Akechi, Nobunaga Oda gibi karakterler vardı. Zaten Nobunaga Oda olmasa oynadığımız Japon tarihli oyunların muhtemelen yarısı boşa düşerdi..
Neyse .. Yeni oyunda kontrol ettiğimiz Musashi de Japon tarihinin en ünlü samuraylarından biri. Hatta hakkında onlarca film ve dizi çekilmiş bir karakter. Yine Genryu, Yoshitsune gibi karakterler de aynı dönemde yaşayan ünlü samuraylar. Musashi’nin gerçekte 62 düelloyu kaybetmeden tamamladığı ve çok erken yaşta efsaneleştiği biliniyor. Bu arada karakterin yüz tasarımı için başta Seven Samuray olmak üzere Kurosawa’nın birçok filminde boy gösteren ünlü oyuncu Toshiro Mifune’den ilham alınmış. Harbiden de cuk oturmuş.
Oyunun hikayesi aslında klasik Onimusha hikayesi. Karikatürize edilmiş karakterler, güç savaşları bol bol hikaye içerisine yedirilmiş. Oyunun hikayesi zaman zaman karanlık yollara sapmaktan da geri kalmamış. Bu yönü beni harbiden şaşırttı. Diğer taraftan müthiş bir hikaye yok ama hem karakterler hem de çok güzel çekilen sinematikler bu hikayeyi ilginç kılıyor.

Şimdi oyunda zaten klasik olan bazı şeyler var. İşte yetenek ağacı dışında, can, kılıç ve Oni eldiveninizi geliştirebileceğiniz bir sistem yapmışlar. Topladığınız ruhlar ve bazı özel eşyalar ile karakterinizi geliştirme gibi klasik yöntemler var. Bunların gayet dengeli olduğunu bilmeniz yeterli. Dengesizleştiği tek taraf ise oyunun size çok fazla çer çöp toplatması olmuş. yani her yerden eşya çıkıyor ve bir süre sonra elinizde kullanmadığınız onlarca eşyayla kalıyorsunuz. Bi de az önce saydığım bazı hayati yükseltmelere böyle demir, kumaş gibi eşyaları atamışlar. Bu sistemi ben pek sevmedim, bunun sebebi ise sizi açık dünyaya muhtaç etmesi.
Şimdi oyunu müthiş öveceğim bazı detaylardan önce benim için puanını düşüren bu detayları bi aradan çıkaralım. Oyunda çizgisel ve zaman zaman dallanan bölümler var. İşte kilitli kapılar var, kazandığınız bazı özelliklerle ya da hikayede ilerleyerek bu kapıları açıyosunuz. Bu kısımlar aslında klasik Onimusha kafasında işliyor. Buraya kadar herşey güzel.

Fakat oyunun merkezi dediğim kyoto’yu böyle mini bir açık dünya olarak tasarlamışlar. Ana görevler dışında burada bir sürü yan görev eşya toplama falan var. Ve bu yan görevler bir karakterin görevleri dışında çok sıkıcı. başta ilginç geliyor ama saatler sonra sürekli aynı şeyleri yapmaya devam edince baymaya başlıyorsunuz.
Ben biraz yaptıktan sonra açıkçası bu kısmı saldım ve sadece ana göreve odaklanmaya başladım. Buradaki en büyük sorun, açık dünyada sunulan içeriklerin, oyunun geri kalanına göre çok sönük kalması. Bir tarafta kıyamet koparken, müthiş sahneler peş peşe gelirken, diğer tarafta ise tasarım olarak bile çok iç açıcı olmayan NPC’lere yardım etmeye çalışıyorsunuz. Bu da tempoyu acayip düşürüyor. Neyse ki bu açık dünya yapısı oyunun asıl kısmını bozmamış. Diğer taraf harbiden coşuyor çünkü.

Neyse, bu kısmı aradan çıkardığımıza göre bal kaymak kısmına geçelim. Oyunun dövüş sistemi inanılmaz eğlenceli. Hafif ve ağır saldırılarımız var ve bunlarla farklı kombinasyonlar yapabiliyoruz. Asıl olay ise perrry, dodge ve deflect gibi dinamiklerle başlıyor. Oyunda neredeyse size gelen her saldırıdan kaçabiliyor ya da onu bloklayabiliyorsunuz. Bu saldırı ve savunma yöntemleri rakiplerin dayanıklılık barını götürüyor. Normal düşmanlarda zaten bu barı çabuk eritiyorsunuz. Devreye giren ıshin sistemi ile birlikte tek darbede indirebildiğiniz düşmanlar var. Bu noktada belki sıradan düşmanlarda çeşitliliği biraz eleştirebiliriz.
Asıl olay ise boss savaşlarında. Çünkü boss’lar için klasik savunma yöntemleri her zaman yeterli olmuyor. mükemmel bir zamanlama ile deflect yaparsanız, hem daha iyi karşı atağa geçiyorsunuz hem de rakibin dayanıklılık barını çok daha etkili bir şekilde indiriyorsunuz.
Üstelik tüm bu dinamikler kusursuz bir yemek gibi işliyor. Mercimek çorbası, kuru fasulye ve iyi pişmiş tane tane pilav derken, yemeğin yanında turşu ve salatanın geldiğini düşünün. Tüm özellikler böyle muhteşem bir ahenkle çalışıyor. Yapmak istediğinizi tam olarak yapabileceğiniz, zamanlamanın müthiş önemli olduğu bir dövüş sistemine imza atılmış. Belki Sekiro kadar muhteşem değil ama en az onun kadar eğlenceli bir dövüş sistemi var.
Sistemi güzelleştiren iki önemli unsur daha var. Bunlardan biri karakter ağırlığı. Kılıçların çarpışmasını, yaptığınız her atağı elinizde hissediyorsunuz. ben PS5’te oynadım, bu noktada Dualsense kullanımının da hakkını vermek lazım. Hem dövüş sisteminde hem de ses oyunlarında güzel kullanılmış.

Diğer unsur ise rakibin ne yaptığına dikkat etmek. Özellikle boss savaşlarında bu durum hayati bir önem taşıyor. Rakibin ataklarını iyi analiz etmeniz ve o an hangi savunmaya geçeceğinizi anında seçmeniz gerekiyor. Tüm bu dinamikler bir araya gelince harbiden tansiyonu yüksek dövüşler ortaya çıkmış.
Oyunda farklı kullanımları olan Oni silahları ve meşhur Onimusha modumuz da var. Oni silahlarını hikayede ilerledikçe buluyorsunuz, bazılarını kaçırma şansınız da var. O yüzden etrafta iyice dolaşmak önemli. Onimusha modunu çok fazla anlatıp tadını kaçırmak istemiyorum. Oni silahlarımızı da yine topladığınız ruhlarla kullanıyorsunuz. Sarı ruhlar sağlık, mavi ruhlar ise Oni silahları için gerekiyor.

Kyoto kısmını saymazsak oyunun bölüm tasarımlarını da çok beğendim. Böyle kimeraların yaratıldığı ve gölge oyunlarıyla süslenen bölümler bir hayli öne çıkıyor. İşte ufukta kocaman bir kalenin gözüktüğü, tepeleri dolaştığınız bölümler de var. Bu bölümlerdeki atmosferden sonra Kyoto kısmı harbiden sökük kalıyor.
Oyunu ben PS5 Pro'da oynadım. Kalite ve Performans modu var. Kare hızını 30, 40 veya 60 FPS'e sabitleyebiliyorsunuz. VRR modunda ise 80 - 90 FPS’e kadar çıkabiliyor. PS5 Pro sürümünde ışın izleme var ve Performans modunda da açabiliyorsunuz. 60 FPS modunda bile çok fazla kayıp yaşamıyorsunuz. RE Engine’in artık güncellenmesi gereken bir motor olduğunu düşünsem de bu oyuna harbiden cuk oturmuş.
Karar
Sonuç olarak Onimusha: Way of the Sword, yaklaşık 20 yıllık aranın ardından müthiş bir dönüş yaptı. Tempoyu düşüren yarı açık dünyası ve zayıf yan görevler ile süreyi uzatma çabası olmasa çok daha derli toplu olabilirdi.
Tabi bunlar oyunun harika sinematikleri, karakterleri ve dövüş sistemi için bir engel değil. Oyunun dövüş ve ana hikaye kısmındaki herşey mükemmel çalışıyor. Sık sık tekrarladığım gibi oyunun dövüş sistemi, Sekiro’dan sonra oynadığım en tatmin edici kılıç dövüşlerinden birine sahip. Genel olarak da bu yılın en sağlam oyunlarından birine imza atılmış.

