Resident Evil Requiem İnceleme

Video inceleme

Resident Evil Requiem, serinin hayatta kalma-korku köklerine geri dönerken oyuncuları karanlık ve gerilim dolu yeni bir maceraya sürüklüyor.

Bir korku oyunu olarak başlayan Resident Evil serisi, zamanla korku ile aksiyon arasında gidip gelen bir seriye dönüştü. Kimi zaman bu dengeyi iyi bir şekilde tırmandırırken, kimi zamansa eline yüzüne bulaştırdı. Serinin son oyunlarında sevdiğimiz dinamikleri ön plana çıkaran, son düzlükte ise kıdemli karakterler ile gaza basan bir şablon üzerine oturtulmuştu. Requiem ise bu işleyişi daha farklı bir şekilde ele almış. Hikayesi paralel bir şekilde ilerleyen ve oynanışı tamamen farklı iki karaktere sahibiz.

Resident Evil Requiem İnceleme

Grace tarafında gerilimi gerçekten iliklerimize kadar hissediyoruz. Serinin o sevdiğimiz envanter dizme ve mühimmat çekme sıkıntısı bu kısımda fazlasıyla öne çıkmış. Klostrofobinizi tetikleyecek mekanlar, başarılı ışık oyunları ile tatmin edici bir oynanışa bulunuyor.

Diğer taraftan serinin gediklisi Leon karakterinde ise doğal olarak daha tempolu bir oynanışla karşılaşıyoruz. Aslında hem oynanışı hem de tonlaması ile karşımızda neredeyse paralel ilerleyen iki ayrı oyun bulunuyor. Hikayenin gidişatına göre karakterler arası geçiş ve kurguyu beğendim. Leon her şey olup bittikten sonra olaya dahil olmuyor, en başından beri bizimle ve hikayenin merkezinde yer alıyor.

Oyunun korku kısmı aslında Resident Evil 7’nin açtığı yoldan ilerliyor. Bu bölümde sıradan bir FBI analisti olan Grace Ashcroft’u kontrol ediyoruz. FBI analisti olduğunun altını çizmek istiyorum, yani süper bir asker ya da özel eğitimli bir ajan değil. Hatta yaşadığı büyük travmanın izlerini hala yaşayan, onunla yüzleşmekten korkan bir karakter portresi çizilmiş.

Resident Evil Requiem

Oyun duyurulduğunda açıkçası Grace karakterini seveceğimi hiç düşünmemiştim. Ama hem kişiliği hem de seriye olan bağlantısı ile beni fazlasıyla şaşırtan bir karakter oldu. Fiziksel olarak zayıf, deneyimsiz ve sürekli tedirgin bir karakter. Bu tedirginliği oyunun her anında size de geçiyor ve atmosferi sağlamlaştırıyor. Çoğu zaman çatışmaktan çok saklanmak, sessizce ilerlemek ve doğru anda aksiyona dalmanız gerektiğini hissediyorsunuz. Özellikle mühimmat sıkıntısı da çektiğiniz için oyunun ilk birkaç saati köşe kapmaca ile geçiyor.

Bir parantez de Grace karakterini canlandıran oyuncuya açmak lazım. Oyun için gerçekten çok iyi bir performans sergilemiş. Ablamız, karakterin o tedirginliğini ve korkusunu çok iyi yansıtmış.

Bir özür de oyunun zombilerine gelsin. Oyun çıkmadan önce zombilerin bazı alışanlıklarına takılı kalmaları fikri beni pek açmamıştı. Ama oyunun bu yönü atmosferi çok daha sağlamlaştırmış. Işıkları kapatan, yerdeki pisliği temizleyen, şarkı söyleyen, aşçı gibi mutfakta takılan ya da rastgele ateş açan zombiler oyuna renk katmış. Sürekli ses çıkarıyorlar, mırıldanıyorlar ve gerilimi arttırıyorlar.Dahası bazı durumlarda bunların ne yapacaklarını da kestiremiyorsunuz. Tabi aynı şeyi yerden moloz söken zombi için söylemek zor.

Daha da önemlisi, öldürdüğünüz zombiler her zaman ölü kalmıyor. Yerde yatan cesetler, bir süre sonra çok daha tehlikeli blisterhead türüne dönüşebiliyor. Bu da cesetlerin yanından geçerken sürekli tetikte olmanızı sağlıyor.

Resident Evil Requiem

Grace oynanışına enfekte kanı toplayarak craft yapabildiğiniz bir sistem eklenmiş. Bu sayede mermi, sağlık ya da zombilerin kafasını patlatabildiğiniz özel enjektörler üretebiliyorsunuz. Ancak kaynaklar sınırlı. Bir şeyi üretmek, başka bir şeyden vazgeçmek anlamına geliyor. Bu da sizi sürekli hesap yapmaya zorladığı gibi oynanış tarzınızı da belirliyor.

Gelelim asıl aksiyonu sırtlayan Leon tarafına. Leon’un bölümleri ise aslında direkt olarak Resident Evil 4 ruhunu yansıtıyor. Daha hızlı, daha kaotik ve çok daha çatışma odaklı bir yapı söz konusu.İki karakterin hikayesi paralel ilerlediği için tam bunaldığınız anda Leon bölümleri nefes almanızı sağlıyor. Bu yapı tempoyu diri tutmayı başarıyor.

Leon yakın dövüşte arada bilemeniz gereken bir balta kullanıyor. Bu durum oynanışa bir katman eklemiş ama ne yalan söyliyim ben yakalandığım anlar dışında pek kullanmadım. Çünkü leon’la oynarken zaten bir mühimmat sıkıntısı çekmiyorsunuz.

Resident Evil Requiem

Oyunun ikinci yarısında biraz işler karışıyor. Leon kısmında oynanış tamamen değişiyor. Puan toplama ve bu puanlarla yeni ekipmanlar alıp, bunları özelleştirebildiğimiz tanıdık bir sisteme dönüyoruz. Şimdi burada bu kısmı seven ve eleştiren birçok oyuncu var. Ben oynarken yine çok eğlendim ama oyunun ilk yarısının bu kadar geri plana atılması pek hoşuma gitmedi. İlk yarısında da Leon ile oynanış çok eğlenceli, bu kadar köklü bir değişikliğe gidilmesi oyunun genel tonlamasını bence biraz aşağı çekmiş. İlk kısımda ne kadar özenli mekanlar, oynanış dinamikleri varsa, ikinci yarıda sıradanlaşan bir yapıya bürünüyor.

Dediğim gibi bu kısımları oynarken de sıkılmadım ama oyunun ilk yarısı iyi bir Resident Evil oyunu sunaren, ikinci yarıdaki leon kısımları sıradan bir Resident Evil macerasına dönüşüyor. Requiem, yeni fikirler üretmekten çok geçmişte bir şekilde işe yarayan formülleri tekrar uygulamış.

Resident Evil Requiem

Tabi bu ikinci kısım çok güzel anıları da beraberinde getiriyor. Racoon City’e dönmemiz, yıkık dökük polis merkezinde dolaşmamız, beraberinde güçlü bir nostalji hissiyatını getirmiş. Mekanları tekrar, güncel halleri ile görmek beni fazlasıyla etkiledi.

Yeri gelmişken hiç hoşuma gitmeyen birkaç detaydan daha bahsetmek istiyorum. Burda ufak bir spoiler uyarısı da vereyim. Aynı zamanda bu kısımlarla ilgili sizin yorumlarınızı da merak ediyorum.

Öncelikle meşhur motosiklet kısmından başlayalım. Yani böyle sıradan bir aksiyona gerek var mıydı hiç emin değilim. Çatılarda motosiklet ile ilerleme, daha korkunç gözüken ve ne hikmetse Racoon City’de dolaşırken hiç yanımıza uğramayan zombi köpekler beni pek açmadı. Şehir merkezine ilerleyiş daha güzel bir sunumla yapılabilirdi.

Resident Evil Requiem

Grace gibi karakterlerin seriye dahil olması ne kadar güzel işlenmişse, Zeno isimli Wesker çakması bu arkadaşın olayı tam tersi. Karakter o kadar kötü işlenmiş ve o kadar basit bir motivasyona sahip ki, beni zerre etkilemedi diyebilirim.Oyunda net bir şekilde göremiyoruz ama Viktor’un sözlerinden bir klon olma ihtimali doğuyor. Şayet bir Wesker klonu ise, bu olay çok daha büyük ve etkili bir şekilde işlenebilirdi.

Diğer taraftan Grace’in şifre muhabbeti biraz kafa karıştırmış. Kanı önemliydi falan derken bir anda olaya şifre muhabbeti giriyor. Buradaki iyi son klasik Resident Evil tonunda. Kötü sonu, yani Leon’un kefaretini ayrıca beğendiğimi söylemem gerek. Karakterin oyun içerisinde sık sık bahsettiği pişmanlıklar, kötü finalde etkileyici bir şekilde bağlanmış.

Resident Evil Requiem

Oyundaki bulmaca dengesini de biraz zayıf buldum. Çoğu bulmaca, gerçek anlamda düşünmenizi gerektirmiyor. Genellikle çözüme çok kısa sürede ulaşıyorsunuz. Bu da tatmin ve gerilim hissini biraz azaltıyor. mesela Silent Hill 2’deki hapishane ve burdaki yer altı bölümlerini kıyasladığımda, hapishane bölümünde çok daha fazla üç buçuk attığımı söylemem gerek. O kısımlar görsel ve tasarım olarak çok iyi ama sunum ve işleyiş tarafında biraz daha etkileyici olabilirmiş.

Kolaylıktan bahsetmişken oyun çok yönlendirici ve keşfetmenize izin vermiyor. Mesela gökdelene çıktığımız sahneyi ele alalım. Yani oyunda kaç saat olmuş hala camları kırıp zombileri düşürebileceğimiz anlatılıyor. Abi bırak burayı da biz keşfedelim. Gerekirse yanlışlıkla cam kırıp ölelim falan…Belki de yaşayacağımız güzel bir sürprizin üzerine limon sıkıyorsunuz.. Oyuncuların bu kadar yönlendirilmesini açıkçası pek sevmiyorum.


Karar

Resident Evil Requiem, ufak tefek kusurları ve ikinci yarıda düşen kalitesine rağmen birçok şeyi doğru yapıyor. Özellikle Grace’in bölümlerindeki atmosfer, serinin belki de en iyi deneyimlerinden birisini sunuyor. Oyunun ilk yarısında hem aksiyon ve hem korku unsurları kendi alanında etkili olmayı başarıyor. İkinci kısımdan da dediğim gibi büyük keyif aldım ama bahsettiğim bu tonlamayı tüm oyuna yayabilselermiş, benim için en iyi Resident Evil oyunu olabilirdi diyebilirim. Baştan sona çok eğlenceli olsa da en iyisi olmak için direkten dönen bir yapım olmuş.